Bu Yazımı 25.03.2022 Tarihinde Yazıyor Olup 26.03.2022 ' Kursuna Bildirim Örneği İçin Paylaşıyorum...
Kış kapıya yavaştan yaklaşmış ve soğuklar da kendini hissettirmeye başlamışken içimizi ısıtacak bir meseleye eğilmek istiyorum: Sobalı evde büyümek…
İçimizi dışımızı ve hatta çocukluk anılarımızı dolduran bu meselenin toplandığı yer:
Sobalı evler ve sobalı evlerde büyümek.
Yeni nesile çok yabancı olsa da 30’larında ya da daha üst yaş gruplarında olanlara oldukça tanıdık gelen bir yaşam biçimidir sobalı evlerde nefes almak. Anadolu’nun birçok yerinde halen soba kullanılır ısınmak için.
Hem başka bir seçenek yoktur, hem de bir alışkanlıktır bu. Sobalı evde uzun yıllar yaşayanlar doğalgazla ısınamazlar.
Gürül gürül yanan sobanın yerini tutamayan; sobanın üzerinde kaynayan güğümü, portakal kabuklarının soba üzerinde kavrulurken çıkardığı kokuyu ve kestanenin lezzetini veremeyen doğalgaz petekleri, sobalı evden gelenlere derin bir hasret yaşatır.
Kendimden biliyorum. Çocukluğum Anadolu’nun ücra sayılacak bir ilçesinde geçti. Birçok arkadaşım ise Anadolu’nun çeşitli yerlerinden gelmişti. Yakın bir arkadaşımın sobalı ev anısından şu cümleleri hatırlıyorum:
İç Anadolu’da ikamet ettiğimiz o zamanlarda, yaklaşık 11 yaşlarında iken ben, sobanın yanına kıvrılıp yatmak en büyük eğlencemdi. Soğuk ellerimizi ve ağzımızı yara ederdi kış gelince. Okula giderken ellerimin çatlayıp kanadığını hissederdim. Soğuğun şiddetini varın siz düşünün. Gün bir an önce bitse, kendimi eve atsam da sobanın yanına kıvrılsam” diye düşünürdüm.
O tatlı uyuklamaların yerini bugün hiçbir şey dolduramıyor. Evimizde iki soba vardı. Biri çocuk odasına kurulurdu diğeri salona, annem ve babam geceleri üşümemize razı gelmediklerinden böyle bir fedakârlık yapmışlardı. Elbette o zamanlar farkında değildim bu fedakârlığın, şimdilerde anlıyorum ancak. Muhtemelen anne-baba olunca anlıyor dedikleri yerde ben de daha iyi anlayacağım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder